1. Dişlerim daha beyaz olabilir mi?

Evet. Günümüzde birçok yöntem ile dişleriniz daha beyaz olabilir. Amacınız dişlerinizin yüzeyine bir madde sürerek beyazlaması ise, bunun adına “Diş beyazlatma veya bleaching” diyoruz. Diş beyazlatmanın başarılı olabilmesi için öncelikle dişlerinizin neden renklendiğinin bilinmesi gerekir. Bu yüzden dişhekiminize danışmalısınız.

2. Diş renklenmeleri neden olur?

En önemli sebebi alışkanlıklarımızdır. Yediklerimiz ve içtiklerimiz diş dokusunun içinde biriktikçe diş rengimiz değişmeye başlar. Dişlerimizi iyi fırçalamamaya bağlı renklenmeler olabildiği gibi, bazı gıdaların boyutları çok küçük olduğu için diş çine giren bu artıkları diş macunu ve fırçalama ile çıkarmak mümkün olmaz. Ülkemizde çok tüketilen siyah çay, kahve, nikotin, alkollü içecekler ve bazı bitki çayları örnek olarak gösterilebilir. Bunların dışında diş renklenmelerinin birçok sebebi vardır:

  • Dişinize gelen darbe zamanla o diş renginin koyulaşmasına neden olabilir.
  • Aşırı flor alımına bağlı,
  • Bazı antibiyotiklerin kullanımı,
  • Bazı hastalıklar,
  • Bazı ağız gargaraları,
  • Bazı dolgu maddeleri,
  • Bazen kanal tedavi uygulamalarından sonra,
  • Diş minesinin zarar gördüğü durumlar gibi örnekler verilebilir.

3. Her renklenmiş diş beyazlar mı?

Yukarıda sayılan sebeplerin birçoğu için cevap “Evet”tir. Temel olarak dişin mine dediğimiz kısmı zarar görmüş veya kısmen/tamamen yoksa, diş minesinin mineral yapısı çok değişmiş ise, renklenme türü metalik renklenme ise, diş beyazlatma uygulaması yapılmaması gerekir. Bu anlatılanlar, dişhekiminizin bakınca anlayabileceği durumlardır. Bunun dışında, dişlerinizde hassasiyet varsa, çürükler varsa, ağzınızda yaralar varsa, hamilelerde, 18 yaş altındaki bireylerde, aşırı sigara içenlerde, diş beyazlatma yapılmamalıdır.

4. Diş beyazlatma yönteminde diş nasıl beyazlıyor?

Dişin içine giren artıkların birçoğu organik dediğimiz bileşiklerdir. Dünyada en yaygın olarak kullanılan ve kimyasal adı hidrojen peroksit olan solüsyon, bu artıklara değdiğinde parçalayarak dişin içinden oksijen ile dışarı çıkarır. Fakat, her hidrojen peroksit bunu başaramaz; belli konsantrasyonlarda olmalı, belli sürelerde uygulanmalı ve taze hazırlanmış olmalıdır.

5. Diş beyazlatma nasıl yapılır?

Bu yöntem renklenmenin şiddetine göre dişhekiminiz tarafından size detaylı anlatılacaktır. Fakat, temel olarak;

  • Muayenede
  • Evde
  • Hem ev hem muayenehanede, uygulama teknikleri vardır.

6. Marketlerde satılan diş beyazlatıcıları işe yarar mı?

Diş renklenmenizin derecesine göre bazı durumlarda sonuç alabilirsiniz, ama içindeki etken madde çok düşük konsantrasyonlarda olduğu için tek başına yeterli olmayacaktır.

7. Diş beyazlatma dişlere zarar verir mi?

Dişhekimi kontrolünde yapıldığı sürece cevap “Hayır”dır. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde diş beyazlatma kozmetik bir uygulama gibi günlük hayatın bir parçası olarak kullanılmaktadır. Fakat, diş beyazlatma yaygın olarak yüksek konsantrasyonlarda hidrojen peroksit kullanıldığından dikkatli olunmalıdır. Oldukça yakıcı olduğundan gereğinden fazla sürede ve seansta kullanılması diş dokusuna, etrafındaki dokulara zararlı etkileri olabilir.

8. Diş beyazlatma kaç gün sürer?

Renklenmenin sebebine ve şiddetine göre, bir seansta sürebilir, 6 ay da. Muayenehanede uygulama haftada bir, en fazla 4 kez olabilirken ev tipi 6 ay kullanılabilir. Bu uygulama teknikleri, dişhekiminiz tarafından size detaylı olarak anlatılacaktır.

9. Diş beyazlatma uygulaması sırasında dişlerde hassasiyet olur mu?

Bazen hassasiyet olabilir. Böyle durumlarda beyazlatma tedavisine ara vermek gerekir. Bu durum en fazla 1-2 gün içinde geçer, geçtikten sonra tedaviye devam edilebilir. Geçmediği durumlarda dişhekiminize başvurmalısınız.

10. Beyazlatma tedavisi yapılmış diş eski rengine döner mi?

Eğer bu sorunun cevabı “Evet” olsaydı, dünyada böyle bir tedavi tekniği olmazdı. Genel olarak, alışkanlıklarınıza bağlı dişleriniz renklendiyse, alışkanlıklarınız devam ettiği sürece, beyazlatılmış diş eski rengine dönme eğilimindedir. Fakat, beyazlatma tedavisi sırasında ve sonraki 2 hafta boyunca diş renklenmesine neden olacak alışkanlıklarınızı sınırlarsanız, dişlerinizin tekrar renklenmeye başladığını hissettiğinizde 1 hafta süreyle evde kendiniz “ev tipi” beyazlatmanızı yaparsanız, bu sorunun önüne geçebilirsiniz. Ayrıca beyazlatma tedavisi bittiği an dişleriniz bir miktar su kaybettiği için daha opak ve daha açık renkte görünür.

Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/10_Soruda_Dis_Beyazlatma.pdf

Ağız boşluğu ve üst solunum yolları, insan vücudunun mikroorganizma girişi için iki temel kapısı. Peki, bunun ne önemi var?

Ağız ve diş sağlığınızı korumak, sağlıklı akciğerlere sahip olmanızı da sağlayabilir.

Çalışmalar, diş eti hastalıklarının kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonları riskini artırabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar; akciğer enfeksiyonu yapan mikroorganizmalar ile ağız boşluğunda yaşayan mikroorganizmaların benzer olduğunu, bu nedenle diş eti hastalıkları ile ilişkili mikroorganizmaların varlığının akciğer enfeksiyonları ve solunum yolu hastalıkları geliştirme riskini artırabileceğini söylüyor.

Diş eti hastalıklarından korunmak için dişlerinizi düzenli olarak fırçalamalı ve diş ipi kullanmalısınız. Ayrıca her yıl diş eti hastalıklarının teşhisi, tedavisi ve önlenmesi konusunda uzman olan dişhekiminize kapsamlı periodontal muayene yaptırmalısınız. Unutmayın, ağız ve diş sağlığınıza gösterdiğiniz özen genel sağlığınızın da belirleyicisidir.

Referanslar:
1.https://www.perio.org/consumer/healthy-lungs
2.http://tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/Cesitli/I.ADS_Parlamento_Kitapcigi_20.03.2015.pdf

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?

Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir. Bunlar nelerdir?

  • Bebeğinizin, gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin. Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
  • Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
  • Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
  • İlk dişlerin çıkmaya başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğünün önemi nedir?

Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişlerin de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü neden olabilir?

Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler çıktıkran sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

Referans: http://www.tdb.org.tr/userfiles/files/PDF_CocuklardaAgizDisSagligi/1_BebeklerdeDisCurugu.pdf

İlk dişhekimi ziyareti için en ideal zaman bebeğin ilk dişleri çıktıktan sonraki altı aydır. Çocuğunuzun dişleri ile ilgili problemler çok erken yaşlarda başlayabilir. Bu dönemde bebeğin beslenmesi, diş bakımı ve emme alışkanlığı hakkında bilgi edinerek ortaya çıkacak problemleri başlamadan önlemek mümkündür.Çocuğunuzun henüz çürük ve ağrısı olmadan dişhekimiyle tanışması, rutin olarak ‘’sohbet ve kontrol’’ ziyaretlerinde bulunması dişhekimi korkusunun önüne geçebilir.

Çocuğumu ve kendimi ilk muayene için nasıl hazırlayabilirim?
Çocuğunuzu dişhekimine götürmeden önce yapılacak işlem hakkında bilgi edinmek en doğru yöntem olacaktır. Genelde dişlerde çok büyük oyuklar oluşmadan ve şiddetli ağrılar başlamadan dişhekimine başvurmak tedavinin hem çocuk hem de hekim açısından daha kolay olmasını sağlar. Ancak, "Doktor iğne yapmayacak " diye ön yargı ile getirilen çocuğa hekim, anestezi yapmak zorunda kalırsa çocuğun hem size hem de hekime güveni kalmaz. Bu nedenle çocuğu tedavi konusunda doğru bilgilendirmek, korkusunu yenmek ve güvenini kazanmak açısından önemli olacaktır.

Çocuklarda dişhekimine karşı korku neden olur? Alınması gereken önlemler nelerdir?
Çocuğunuza diş tedavisinin hiçbir korkulacak yanı olmadığını anlatırsanız, kolaylıkla dişhekimine götürebilirsiniz. Ancak genelde ebeveynler "Uslu olmazsan seni dişçiye götürürüm, o da bir güzel dişini çeker!" sözleriyle dişhekimi kavramını bir korku unsuruna dönüştürür. Bu nedenle:
1. Çocuğun dişhekimine götürülmesi bir ceza anlamı taşımamalıdır. Tam aksine çocuğa dişhekimine severek gideceği bir ortam yaratılmalıdır.
2. Dikkat edilmesi gereken başka bir konu da, dişhekimine gitme ile çocuğun maruz kalacağı ağrı olayı arasında bir çağrışım uyandırmamaktır. Ancak, çocuğa "Dişin hiç ağrımayacak" diyerek onu yanıltmak; ilerideki tedavileri güçleştirir.
3. Dişhekimi ile çocuğun iyi bir diyalog kurması, çocuğun korkusunu yenmesine yardımcı bir faktördür. Bunun için dişhekiminin sorduğu sorulara çocuğun kendisinin yanıt vermesine izin verilmelidir.

Referans: http://www.tdb.org.tr/userfiles/files/PDF_CocuklardaAgizDisSagligi/3_CocugunDishekiminiIlkZiyareti.pdf

Altta yatan akciğer hastalığı olan çocuklarda ağız ve diş sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Diş çürükleri, dişte erozyonlar, diş mine yapısındaki sorunlar gibi dişin sert tabakasındaki problemler ve diş eti hastalıkları, akciğer hastalığı olan çocuklarda daha sık görülmektedir.

Hastalardaki bu artmış ağız ve diş sağlığı sorunları hastalığın kendisi ya da ilaç tedavileri ile ilişkili olabilmektedir. Özellikle kistik fibrozis ve astım gibi hastalıklarda ağız sağlığında ve dişlerde daha sık problem görüldüğü için hastaların erken dönemde dişhekimine yönlendirilmesi önemlidir.

Çocuk hekimlerinin de ilaç tedavileri sonrası ağız çalkalama yapılması, florürlü diş macunları kullanılması, yüksek asitli besinlerin tüketilmemesi ve düzenli diş fırçalama alışkanlığı konusunda hastalarını desteklemesi önerilmektedir.

Referans: EMİRALİOĞLU, N., & ÖZÇELİK, H. U. (2016). Çocuklarda Akciğer Hastalıkları ve Ağız ve Diş Sağlığı. Turkiye Klinikleri Journal of Pediatric Dentistry-Special Topics, 2(2), 23-27.

1. Çocuğunuza gece son beslenmesinde şekerli gıdalar vermeyin.

2. Biberonla süt içirdikten sonra ağız temizliği için su içirin. Bir parça peynir verin. Emziği kesinlikle şekere, bala, pekmeze batırmayın.

3. Beslenme sırasında bebeğinizin kaşığını ağzınıza almayın, lokmaları ağzınızdan çıkarıp bebeğe vermeyin.

4. Çocuğunuza şekerli yiyecek ve içecekleri iki öğün arasında vermeyin.

5. Her beslenmeden sonra su vererek ağız içinin temizlenmesi sağlayın.

6. Bebeklere bir yaşından sonra biberon bıraktırılmalı, bardak ve kaşık kullanarak beslenmeye alıştırılmalıdır.

7. Çocuğun doğumundan itibaren her beslenmeden sonra ağız içi ıslak gazlı bezle temizlenmeli, bu işlem süt dişleri sürdükten sonrada devam etmelidir.

8. İki yaşından itibaren sizin kontrolünüzde günde iki defa dişlerini düzenli fırçalatın. Çocuğunuzun yaşına uygun diş fırçası ve macunu seçin.

9. Diş macununun miktarı bezelye büyüklüğünde olmalıdır.

10. Çocuğunuzun diş macununu yutmamasına dikkat edin.

11. Koruyucu flor uygulaması için dişhekiminize başvurun.

12. Süt dişlerinde çürük varsa mutlaka tedavisini yaptırın.

13. 6 yaşında süt dişlerinin en arkasından süren, ömür boyu ağzımızda kalması gereken 6 yaş dişlerine fissür örtücü uygulatın çürük var ise mutlaka tedavi ettirin.

14. Çocuğunuzu altı ayda bir dişhekimi kontrolüne götürün.

Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/cocuk.pdf

Diş çürüğü nedir?

Diş çürükleri daha çok koyu renklenmelerle birlikte görülen oyuklar olarak algılanmaktadır. Önlenebilir bir hastalık olmasına karşın dünyada diş çürüğü yaşamayan çok az insan vardır.

Dişler neden çürür?

Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve unlu yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturabilmektedir. Bu asitler, dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına ve dişhekimlerinin kavite dedikleri oyuklara neden olmaktadırlar. Kimlerde daha çok çürük olur? Şekerli ve unlu yiyeceklerle bakterilerin buluşması sonucunda çürükler oluştuğuna göre herkes için bir tehlike var demektir. Ancak beslenmelerinde karbonhidratlı ve şekerli yiyeceklerin oranı çok yüksek olanlar ve sularında florür oranı çok düşük olanlar çok daha fazla çürük tehlikesi altındadırlar. Bakteri plağı tarafından oluşturulan asite karşı tükürük doğal bir savunma mekanizması oluştursa da tek başına çürüğü önleyemez. Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar ya da ilaçlar da çürük oluşumunu hızlandırmaktadırlar. Bu nedenle de dişhekimleri tükürük akışını arttırdığı için şekersiz sakızları sıklıkla önerirler.

Diş çürüğü önlenebilir mi?

Evet.

1. Sabah kahvaltısından sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması ve hergün düzenli diş ipinin düzenli kullanılması en etkili yoldur. Yiyecek artıkları en çok dişlerin çiğneme yüzeylerindeki girintilerde ve dişlerin birbirine değdiği ara yüzeylerde biriktiği için, diş fırçaları küçük başlı seçilmelidir. Dişlerin iç yüzeyleri, dış yüzeyleri, çiğneyici yüzeyleri ve dilin üstü fırçalanmalı ve ara yüzlerde diş ipi kullanılmalıdır. Fırçalar, orta derecede sert ya da yumuşak kıllı olmalı ve belirli aralıklarda değiştirilmelidirler. Fırça kıllarının aşınmamış olması ve bakteri taşımayacak bir şekilde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Asla başkasının diş fırçası kullanılmamalıdır. Diş fırçalama sırasında florürlü bir diş macunu kullanılarak, florürün diş çürüğünü önlemedeki rolünden yararlanılmalıdır. Florürlü macunlara yardımcı olarak aynı zamanda ağız kokusunu gidererek ferahlık ve temizlik hissi veren florürlü gargaralar da kullanılabilir.

2. Yemek aralarında bir şey yememeye gayret etmek bir diğer önlemdir.

3. Dişhekimine muntazam aralıklarla başvurmak bir çürüğü önlemek ya da erken yakalamada en iyi yoldur. Ayrıca sıcak ve soğuğa duyarlı dişler ya da ağrılı dişlerde veya tebeşirimsi renkte olan başlangıç çürükleri, kahverengi renklemeler ve oyuklar gibi durumlarda vakit geçirilmeden hekime başvurulması tedavinin şeklini değiştirecek ve zorluğunu azaltacaktır.

Referans: http://www.tdb.org.tr/userfiles/files/PDF_DisCurugu/1_DisCuruguNasilOlusur.pdf

Diş eti hastalığı o kadar da yaygın değil

Tersine, diş eti hastalığı son derece yaygındır. 30 yaş ve üzeri yetişkinlerin yarısında herhangi bir tipte diş eti hastalığı mevcuttur. Dişlerinizi saran ve destekleyen dokuların enfeksiyonu olan diş eti hastalığına plaklar neden olur.

Çürüklerim yok, o halde diş eti hastalığım da olamaz

Çürüğünüzün olmaması diş eti hastalığı açısından güvende olmanızı garantilemez. Kolayca kanayan, kızarık, şiş ya da hassas diş etleri, diş eti hastalığının en erken ve tek geri döndürülebilir evresi olan diş eti iltihabının belirtileridir. Diş eti iltihabı (gingivitis), erken tespit edildiğinde dişhekiminin muayenehanesinde yapılan profesyonel temizliğin ardından günlük fırçalama ve diş ipi kullanımıyla genellikle ortadan kaldırılabilmektedir.

Diş eti hastalığım olması dişlerimi kaybedeceğim anlamına geliyor

Bunu önlemek mümkün. Dişlerinizi günde iki kez fırçalamak, diş aralarınızı her gün temizlemek, sağlıklı beslenmek ve düzenli diş muayeneleri ile diş eti hastalığı sebebiyle görülen diş kaybının önüne geçebilirsiniz. Diş eti hastalığı tanısı alsanız bile, dişhekiminiz bunu kontrol altına almak için tedavi planı tasarlayacaktır.

Hamilelikte diş etlerinde kanama normaldir

Bazı kadınlarda hamilelik sırasında “hamilelik gingivitisi” olarak bilinen diş eti iltihabı gelişebilir, ama her hamile kadının bunu yaşadığı doğru değildir.

Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/common-myths-of-gum-disease

Diş eti hastalığı nedir?
Diş eti hastalıkları diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70'ine diş eti hastalıkları sebep olmaktadır. Bu hastalıklar erken dönemde teşhis edildiklerinde kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler. Diş eti hastalıklarının önlenmesi veya tedavisi; doğal dişlerin korunması, daha rahat çiğnemenin ve daha iyi bir sindirimin sağlanması gibi diğer faydaları da beraberinde getirir. Diş eti hastalıkları diş eti iltihabı (gingivitis) ile başlar. Bu dönemde diş etleri kanayabilir, kırmızı ve hacim olarak büyük görünebilir.

Diş eti hastalığının belirtileri nelerdir?
Diş eti hastalığının pek çok bulgusu vardır; - Diş fırçalama sırasında kanayan diş etleri - Kırmızı, şiş ve hassas diş etleri - Dişlerden kolaylıkla ayrılabilen, uzaklaşan diş etleri - Dişler ve diş etleri arasında iltihabi akıntı - Sallanan veya giderek birbirinden uzaklaşan dişler - Dişler arasında aralıkların oluşması veya mevcut aralıkların artması - Isırma sırasında alt ve üst dişler arasındaki bağlantının değişmesi - Bölümlü protez uyumundaki değişiklik, bozulma - Ağız kokusu

Diş eti hastalıkları nasıl önlenir?
Diş eti hastalıklarının önlenmesinde en önemli görev kişinin kendisine düşmektedir. Dişlerin sağlığını korumak için günlük ağız bakımı rutini ile (diş fırçalama ve diş ipliği kullanma) bakteriyel diş plağının uzaklaştırılması gerekmektedir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi de aynı derecede önemlidir. Günlük ağız bakımı diş taşı oluşumunu en az düzeye indirebilir, ancak tamamen önleyemeyebilir. Diş fırçası, diş ipliği veya diğer temizlik araçları ile ulaşılamayan bölgelerin bir dişhekimi tarafından değerlendirilmesi mevcut diş plağı ve/veya diş taşının uzaklaştırılması açısından gereklidir.

Referanslar:
1. http://www.tdb.org.tr/userfiles/files/PDF_DisetiHastaliklari/1_DisetiHastaliklariNelerdir.pdf
2. http://www.tdb.org.tr/userfiles/files/PDF_DisetiHastaliklari/2_DisetiHastaliklariNasilTedaviEdilir.pdf

Diş fırçalarımızı plağı kapı dışarı eden, çürükleri uzak tutmaya yardımcı olan (elbette florürlü diş macununun yardımıyla) ve nefesimizi ferahlatan araçlar olarak bilir ve severiz. Ancak onlar hakkında başka neler öğrenebiliriz? Diş fırçasına dair bazı gerçekler için okumaya devam edin.

1. Diş fırçası 5.000 yaşındadır
Yani muhtelif şekilleriyle... Eski uygarlıklar besinleri dişlerinden uzaklaştırmak için bir ucu yontulmuş ince bir dal olan “çiğneme çubuğu” (misvak) kullanırlardı. Zaman içinde diş fırçaları evrim geçirmiş ve kemik, tahta ya da fildişi saplar ile yaban domuzu ya da başka hayvanlardan elde edilen sert kıllardan yapılmışlardır. Bugün kullanılan modern naylon kıllı diş fırçası 1938’de icat edilmiştir.

2. İlk seri üretim diş fırçası bir hapishanede icat edilmiştir
1770’te William Addis isimli bir İngiliz, isyana teşvik nedeniyle hapsedilmişti. Hapishane arkadaşlarının dişlerini temizlemek için is ya da tuzla kaplı bir paçavra kullandıklarını gördü. Addis yemeğinde bulduğu bir hayvan kemiğini sakladı ve bir gardiyandan bir miktar fırça kılı aldı. Anlatılana göre kemiğe küçük delikler açtı ve kılları bu deliklere yerleştirerek zamkla sabitledi. Serbest kaldıktan sonra fırçanın prototipini geliştirdi ve bir şirket kurarak diş fırçasını üretti. Wisdom Diş Fırçaları adlı bu şirket günümüzde İngiltere’de hala mevcuttur.

3. Diş fırçaları açıkta bırakılmayı sever
Diş fırçanızı temizlemek kolaydır: Kalan diş macununu ve artıkları uzaklaştırmak için musluk suyuyla durulayın. Dik olarak saklayın ve havayla kurumasına izin verin. Diş fırçanızı başka diş fırçaları ile birlikte saklıyorsanız, çapraz bulaşmayı önlemek için birbirlerinden ayrı durduklarından emin olun. Ve rutin olarak diş fırçalarının üzerini kapatmayın ya da kapalı kaplarda saklamayın. Kapalı kaplar gibi nemli bir ortam istenmeyen bakterilerin üremesi açısından açık havaya göre daha elverişlidir.

4. Diş fırçanızın ömrü= 3-4 Ay
Diş fırçanızı mutlaka üç ila dört ayda bir ya da kılları yıpranmışsa daha sık değiştirin. Yıpranmış bir diş fırçası dişlerinizi temizlemede pek fazla işe yaramayacaktır.

5. Konu fırça seçimine geldiğinde, yumuşak olanı tercih edin
Mutlaka yumuşak kılları olan bir diş fırçası seçin. Sert veya orta sertlikte kıllar bile diş etlerinize ve mineye zarar verebilir. Dişlerinizi fırçalarken kuvvet uygulamayın, yalnızca istenmeyen tabakayı dişlerinizden uzaklaştırmaya yetecek sertlikte fırçalayın. Florürlü diş macununuz işin geri kalanını halledecektir.

6. Hatırlayın: Günde 2 kez, 2 dakika
Günde 4 dakika diş sağlığınız için çok şey ifade eder. Sağlıklı gülümsemenizi korumak için her gün bu zamanı ayırın ve “günde iki kez fırçalama” alışkanlığını koruyun.

7. Paylaşmak önemsemektir, ancak diş fırçalarını değil!
Bir diş fırçasını paylaşmak mikroplar ve bakterileri de paylaşıyor olduğunuz anlamına gelebilir. Başkalarına bulaşabilecek nezle veya gribiniz ya da bağışıklık sisteminizi zayıflatan bir bozukluğunuz varsa diş fırçanızı paylaşmaktan kaçının.

Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/az-topics/t/toothbrushes

Diş sağlığı için zararlı olarak nitelendirilen gıda maddeleri şekerli ve asitli gıdalar ile dişler üzerine yapışıp kalan, kolay temizlenemeyen maddelerdir. Bunları tamamen kesmek değil ancak belirli bir düzen içinde tüketmek diş çürüğünün önlenmesi için gereklidir. Diş sağlığı için önerilen beslenme şekli; Şekerli, yapışkan ya da asitli gıdalar üç ana öğün içinde tüketilmelidir. Öğün aralarında elma, havuç gibi sert dişleri temizleyip diş etine masaj yapacak gıdalar yenmelidir. Şekerli, yapışkan gıda yendikten sonra dişlerin fırçalanması mümkün değilse ağız su ile çalkalanmalı ya da bir bardak su içilmelidir. Yine şekerli gıda yendikten sonra ağıza atılacak bir parça peynir şekerin çürük önleyici etkisini gidermek açısından son derece önemlidir.

Diş çürüğü eskiye oranla daha fazla mı görülüyor?

Evet. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde diş çürüğüne eskiye oranla daha sık rastlanıyor. Bunun nedeni beslenme alışkanlıklarının değişmesidir. Eski insanlar sert gıdalarla beslendikleri için doğal yollarla dişlerde temizlik sağlanırdı. Günümüzde hazır gıda endüstrisinin gelişmesiyle birlikte bu tür gıdaların tüketimi de arttı. Bisküvi, şeker, çikolata, kola gibi her an elimizin altında olan bu gıda maddeleri dişlerin üzerine yapışıp kalan ve asit oluşturan maddeler oldukları için günümüzde diş çürüğü artışının başlıca sorumluları olarak kabul ediliyorlar.

Diş dostu olarak kabul edebileceğimiz gıda maddeleri hangileridir?

Diş dostu olarak kabul edilen kabul edilen gıda maddelerinin başında proteinler gelir. Vücudumuzun temel yapı taşını oluşturan bu maddeler hem dişlerin gelişimi sırasında hem de dişler sürdükten sonra diş sağlığı açısından da mutlaka tüketilmesi gereken gıda maddeleridir. Yüksek protein içeriğinin yanı sıra diş sağlığındaki önemi açısından peynir özellikle şekerli gıda tüketimi sonrası şiddetle tavsiye edilen bir besindir. Yer fıstığı da içeriğindeki fosfat nedeniyle çerez türü yiyecekler arasında diş dostu olarak nitelendirilen bir besindir. Rafine edilmemiş hububat (beyaz undan yapılmış ekmek yerine kepekli esmer ekmek) diş sağlığı açısından tercih edilmelidir.

Referans: http://www.tdb.org.tr/sag_menu_goster.php?Id=215

Diyabetin kendisi ve insülin kullanımı, ağız içi müdahaleler için kesinlikle bir engel ya da tehlike oluşturmaz. Benzer şekilde, diyabetliler eğer gerekiyorsa antibiyotik tedavisini de rahatlıkla uygulayabilirler. Ancak diyabetli hastalar dişhekimine gitmeden bir gün önce mutlaka açlık kan şeker seviyelerini ölçtürmeli, bu bilgiyi dişhekimine bildirme ve kan şekeri seviyeleriyle ilgili sorulara da doğru yanıtlar verilmelidirler.

Unutmayın ki, kontrolsüz diyabette ve yüksek kan şeker seviyesinde yara iyileşmesi gecikir, iltihaplanmalar şiddetlenir. Herhangi bir cerrahi müdahaleden önce hastanın kan şeker seviyesinin 180 mg/dl'nin altında olması istenir. Kan şeker seviyesinin 180 mg/dl'nin üzerinde olduğu hastalarda ancak acil enfeksiyon müdahaleleri yapılabilir çünkü enfeksiyon kan şekerini daha da yükseltir. Ağızda cerrahi bir girişim sonrası 24–48 saat ilaç tedavisi sürdürülmelidir.

Ağızda bir sorun ya da çok sayıda çürük diş mevcutsa bu durumun enfeksiyon odağı yaratarak kan şekerini yükseltebileceğine dikkat edilmeli ve sorunlarla vakit geçirmeksizin mücadele edilmelidir. Diş ve diş eti tedavisi hastalarda stres yaratan bir olgudur. Bu nedenle operasyon öncesi ve sonrasında ağrı kesici ve sakinleştiriciler yararlı olabilir. Bu tip hastaların sabah erken saatlerde işlemlerini lokal anestezi altında yaptırmaları önemlidir. Yapılan tedavi, hastanın beslenme düzenini ve ilaç kullanım saatlerini aksatmamalı. Bazı geniş cerrahi müdahalelerde hastanın hekimi ile görüşülerek hem beslenmede hem de ilaçların dozunda değişiklik yapılabilir. Eğer gerekli ise genel anestezi altında da diş tedavisi yapılabilir.

Diyabet hastaları düzenli dişhekimi kontrolü alışkanlığı edinmelidir.

Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/diyabet.pdf

Diyabetim varsa diş eti problemleri açısından risk altında mıyım?
Kan şekeri düzeyiniz iyi kontrol edilmiyorsa diyabetik olmayanlara göre diş eti hastalığı ilerlemesi riskiniz ve diş kaybetme olasılığınız daha yüksektir.

Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi, diş eti hastalığı, kan şekerinin yükselmesinde bir etken olabilir ve diyabet kontrolünü zorlaştırabilir. Diyabetle ilişkili diğer ağız problemleri arasında şunlar yer alır: Pamukçuk (ağızda büyüyen bir mantarın neden olduğu enfeksiyon ve ülserler), enfeksiyonlar ve çürüklere neden olabilen ağız kuruluğu.

Diyabetle ilişkili diş problemlerini önlemek için ne yapabilirim?
Her şeyden önce kan şekeri düzeyinizi düzenli olarak kontrol edin. Diş ve diş etlerinize iyi bakın. Altı ayda bir dişhekiminize düzenli kontrole gidin. Bir mantar enfeksiyonu olan pamukçuğu kontrol etmek için iyi bir diyabetik kontrolü devam ettirin. Sigara içmekten kaçının. Varsa takma dişlerinizi her gün çıkarıp temizleyin. İyi kan şekeri kontrolü ayrıca diyabetin neden olduğu ağız kuruluğunu da önleyebilir veya hafifletebilir.

Kontrolüm sırasındaki beklentim ne olabilir? Uzman dişhekimime diyabetimden bahsetmeli miyim?
Diyabetli kişilerin özel gereksinimleri vardır ve dişhekiminiz sizin de yardımınızla bu gereksinimleri karşılayabilecek donanıma sahiptir. Dişhekiminize durumunuzdaki değişiklikleri ve kullandığınız ilaçları bildirin. Kan şekeriniz kontrol altında değilse dişinizle ilgili aciliyeti olmayan operasyonları erteleyin.

Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/diyabet.pdf

Diyabet vücudunuzun şekeri işleme yeteneğini etkiler. Yediğiniz tüm besinler şekere dönüştürülür ve enerji için kullanılır. Tip I diyabette vücut, şekeri kanınızdan enerji için ona ihtiyaç duyan hücrelere taşıyan bir hormon olan insülini yeterli miktarda üretmez. Tip II diyabette vücut insüline yanıt vermeyi bırakır. Her iki durum da kanda yüksek şeker düzeylerine yol açar ve gözler, sinirler, böbrekler, kalp ve vücudunuzun diğer bölgelerinde sorunlara neden olabilir.

Dişhekiminiz Diyabetle Mücadele Etmenize Nasıl Yardımcı Olabilir?

Düzenli diş muayeneleri önemlidir. Araştırmalar dişeti hastalığının tedavi edilmesinin diyabetli hastalarda kan şekeri kontrolünü iyileştirmeye yardımcı olabildiğini ve hastalığın ilerlemesini azalttığını ortaya koymaktadır. Ağız/diş hijyeninin korunması ve dişhekiminiz tarafından yapılan profesyonel temizlikler kan şekeri değerinizi düşürmeye yardımcı olabilir.

Diyabette Ağız/Diş Sağlığı Aksiyon Planı

Kişisel ağız/diş temizliği ve dişhekiminizin uyguladığı profesyonel bakımı içeren takım çalışması; sağlıklı gülümseme için dişlerinizi korumada ve bunun yanı sıra diyabetin ilerlemesini potansiyel olarak yavaşlatmada faydalı olacaktır.

  • Kan şekeri düzeylerinizi kontrol altında tutun. Diyabet ilaçlarınızı size söylenen şekilde kullanın; daha sağlıklı bir beslenmeye geçmek ve hatta daha fazla egzersiz yapmak da fayda sağlayabilir. Kan şekeri kontrolü vücudunuzun ağzınızdaki herhangi bir bakteri veya mantar enfeksiyonuyla savaşmasına da yardımcı olacak ve diyabetten kaynaklanan ağız kuruluğunu gidermede faydalı olacaktır.
  • Sigaradan uzak durun.
  • Herhangi bir tip protez kullanıyorsanız onu her gün temizleyin.
  • Dişlerinizi günde iki kez yumuşak bir fırçayla mutlaka fırçalayın ve her gün dişlerinizin arasını temizleyin.
  • Düzenli diş kontrolleri için dişhekiminizi ziyaret edin.

Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/az-topics/d/diabetes

Kontrolsüz diyabet, kalp, böbrek ve göz gibi organların yanı sıra ağız-diş sağlığını da olumsuz yönde etkiler. Diyabetlilerde görülebilen ağız ve diş sorunları şunlardır:

1. Diş eti hastalıkları
2. Diş çürükleri
3. Ağız kuruluğu
4. Ağız içinde mantar enfeksiyonları, pamukçuk

Diş Eti Hastalıkları

Yüksek kan şekeri seviyesi kan damarlarında kalınlaşmaya ve tıkanmaya neden olduğundan kanın oksijen taşıma kapasitesi azalır, dokuların beslenmesi olumsuz yönde etkilenir. Bu durum diş etlerinin iltihaplanmaya karşı direncini düşürür. Diş eti iltihabı, dişetlerinin dişlerden ayrılmasına neden olur. Zaman içinde diş ile diş eti arasında oluşan küçük cepler yeni bakteri odaklarının gelişmesini sağlar ve olay diş kayıplarına kadar ilerler. . Bu süreç yaşanırken hasta ağrı ve dişlerde sallanmanın yanı sıra, diş etlerinde kanama ve ağızda aseton kokusu hisseder. Aynı zamanda ağız içindeki infeksiyonlar şeker kontrolünü de güçleştirir ve olay bir kısır döngü halini alır. İlerlemiş bir diş eti iltihabı ancak cerrahi müdahale ile iyileşebilir.

Diş Çürükleri

Özellikle kan şekeri kontrolsüz seyreden şeker hastalarında tükürükteki yüksek şeker seviyesi bakterileri davet eder ve kolaylıkla çürükler ortaya çıkar.

Ağız Kuruluğu

Ağız kuruluğu, diyabetli hastalarda tükürük salgısının koyulaşması ve miktarının azalması nedeni ile tükürüğün dişleri yıkayıcı, çiğnemeyi kolaylaştırıcı etkisinin kaybolmasıdır. Tükürük azlığı gıdaların diş yüzeyine yapışıp plak gelişmesine ve daha sonra da diş taşlarının oluşmasına yol açabilir. Ağız kuruluğu hastanın ağrı hissetmesine, yaraların iyileşmesinin gecikmesine ve iltihaplanmanın artmasına ve bunların sonucunda diş kayıplarına kadar gidebilir. Ağız kuruluğunun önüne geçilemiyor ise sık sık ağız çalkalanmalı veya diş hekiminin tavsiye edeceği yapay tükürük preparatları kullanılmalıdır.

Ağız İçinde Mantar Enfeksiyonları Ve Pamukçuk

Diyabetli hastalar tükürüklerindeki şeker nedeniyle ağızda mantar enfeksiyonlarına açıktır. Bu sorun dudakların birleşim yerinde çatlak ve kızarıklıklar halinde kendini belli eder. Sigara kullanımı ve protezlerin gece ağızdan çıkarılmaması mantar gelişimini hızlandırabilir. Ağızda mantar enfeksiyonunun tedavisinde ilaçlardan faydalanılır. Protezlerin temizliğine dikkat edilmeli ve geceleri de mutlaka çıkarılmalıdır. Sigara kullanılmamalıdır.

Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/diyabet.pdf

1. Diş minesi vücuttaki en sert maddedir
Dişlerinizi örten parlak beyaz diş minesi kemikten bile güçlüdür. Mine tabakası %96 mineral içeriği ile dişlerinizi güçlü kılar ve hasara dayanıklı hale getirir.

2. Bir ısırık 95 kilo 
Dişlerin ısırdığında ortalama 95 kilo baskı yapabileceğini biliyor muydunuz? Dişlerimizi bu nedenle zaman zaman bir araç olarak kullanıyoruz ama bu alışkanlık aynı zamanda ağız ve diş sağlığının korunmasını tehdit eden en kötü alışkanlıklardan biridir.

3. Dişlerimiz yüzlerce yıl dayanabilir
Diş minesinin dayanıklılığı yıllara bizden daha iyi meydan okuyor. İnsanlık tarihi hakkında en büyüleyici bilgileri atalarımızın diş kalıntıları ile yapılan çalışmalardan öğreniyoruz.

4. Dişlerimiz güçlü olsa da kendilerini iyileştiremiyor
Vücudumuzda dişlerimiz hariç diğer tüm dokular kendilerini tamir etme gücüne sahiptir. Bu nedenle dişlerimiz hasar gördüğünde mutlaka dişhekimleri tarafından tedavi edilmelidir.

5. Dişlerinizin sağlıklı kalmaları için yardımınıza ihtiyacı var
Dişlerinize zarar verebilecek 300'den fazla bakteri olduğunu biliyor muydunuz? Sağlıklı diş hijyeni alışkanlıkları ve düzenli dişhekimi kontrolleriyle dişlerinizi bakterilerden ve dişleri zayıflatarak çürüklere neden olabilecek diğer unsurlardan koruyabilirsiniz.

Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/fun-teeth-facts-part-2

Hamilelik ağız sağlığını nasıl etkiler?
Her hamilelikte annenin bir dişini kaybedeceği yanlış bir inanıştır. Fakat hamilelik sırasında ağız sağlığında bazı değişikliklerin olacağı da bir gerçektir. En önemli değişiklik hormon düzeylerindeki artıştır, bu artış dişler üzerindeki plak birikiminin artması ile bağlantılıdır. Eğer plak uzaklaştırılmazsa diş eti iltihabına (gingivitis) neden olur. Bu durum "hamilelik gingivitisi" adını alır. Diş eti kırmızı, şişmiş, hassas ve kanamalı olabilir. Hamile kadınlarda aynı zamanda "hamilelik tümörü" geliştirme riski de vardır. Bunlar diş eti büyümelerinin tahrişi sonucu oluşan iltihabi durumlardır. Genellikle kendi haline bırakılmakla beraber, hastaya rahatsızlık veriyorsa veya çiğneme, fırçalama ve diğer ağız bakımı işlemlerini engelliyorsa dişhekimi tarafından alınmalıdır.

Bu problemler nasıl önlenebilir?
Diş eti iltihabı dişlerin etkin olarak bakımı ve temizlenmesi ile önlenebilir. Her gün en az iki kez, mümkün olan durumlarda her yemekten sonra dişler fırçalanmalıdır. Her gün tüm dişlerde diş ipliği ile temizlik işlemi de yapılmalıdır. Sabah diş fırçalamak rahatsızlık veriyorsa ağız su veya anti-plak ve florürlü gargaralarla çalkalanmalıdır. Dengeli beslenme ile birlikte C ve B12 vitamin destekleri de ağız sağlığının sürdürülmesi açısından önemlidir. Dişhekimine daha sıklıkla gidilmesi de etkin plak kontrolünü sağlayarak gingivitis gelişimini önler. Plak kontrolünün sağlanması aynı zamanda diş eti tahrişi ve hamilelik tümörlerinin oluşma riskini de azaltır.

Dişler hamilelik sırasında daha çabuk mu çürür?
Hamilelik döneminde vücuttaki dengenin bozulması dişlerin çabuk çürümesine uygun bir ortam yaratır. Bu dönemde dişlerin daha çabuk çürümelerinin nedenleri şunlardır;

  • Hamilelik döneminde tatlıya, abur cubura aşırı istek belirir ve bunlar yendikten sonra diş fırçalama ihmal edilebilir.
  • İlk aylarda görülen kusmalardan sonra anne ağız bakımına yeterince özen göstermeyebilir.
  • Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. İşte bu nedenlerden ötürü bu dönemde diş sağlığına daha çok özen göstermek gerekir.
  • Dişhekimine ne zaman gidilmelidir?

    Hamilelik planlanıyorsa veya hamile olunduğundan şüpheleniliyorsa dişhekimi ziyaret edilmelidir. İlk 3 aylık dönemde temizlik yapılması uygundur. Dişhekimi hamileliğin kalan dönemi için bir tedavi takvimi hazırlayacaktır. İkinci 3 ayda da ağız dokularında meydana gelen değişikliklerin ve ağız bakımının etkinliğinin değerlendirilmesi ile birlikte tekrar temizlik önerilebilir. Duruma göre üçüncü 3 aylık dönemde de tekrar randevu verilebilir fakat tüm bu seanslar mümkün olduğunca kısa süreli olmalıdır.

    Referans: http://www.tdb.org.tr/sag_menu_goster.php?Id=205

    Hamilelik, diş tedavisi açısından 3 dönemde incelenir:
    0–3 aylık dönem: Bu dönem hamileliğin en hassas olduğu dönemdir. Ağrıya neden olan ve müdahale edilmediğinde anneye ve bebeğe zarar verebilecek durumlarda dişhekimine gidilmelidir.

    3–6 aylık dönem: Hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimleri, dolgular ve kanal tedavileri yapılabilir. Müdahalelerin yapılması için en uygun dönemdir.

    6-9 aylık dönem: Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmaktadır. İlk 3 aylık dönemde olduğu gibi acil tedaviler dışında herhangi bir uygulama yapılmamalıdır.

    • Zorunlu hallerde anne adayına kurşun önlük giydirilerek röntgen çekilebilir.

    • Hamilelik döneminde kullanılan tetrasiklin grubu antibiyotikler “Tetrasiklin Renklenmesi” denilen geri dönüşümü olmayan renklenmelere neden olur. Bu grup dışında kullanılan antibiyotiklerin, penisilin ve türevlerinin dişlerde renklenmeye neden olduğuna veya zarar verdiğine dair bilimsel bir veri yoktur. Ancak hamilelikte kullanılan her türlü ilacın anne adayını takip eden doktorun kontrolünde kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/hamile.pdf

    Dondurmayı tattığınızda veya sıcak kahveden bir yudum aldığınızda diş ağrısı yaşıyor musunuz? Dişlerinizi fırçalarken veya diş ipi kullanırken zaman zaman acıyla irkiliyor musunuz? Eğer bunları yaşıyorsanız dişlerinizde hassasiyet olabilir.

    Muhtemel nedenler şunlardır:

    • Dişlerde çürükler
    • Kırık dişler
    • Yıpranmış dolgular
    • Diş eti hastalığı
    • Diş minesinde yıpranma
    • Diş kökünün açığa çıkması

    Sağlıklı dişlerde diş minesi tabakası, dişlerinizin taç kısmını yani diş eti çizgisinin üzerinde kalan kısmı korur. Diş eti çizgisinin altında bulunan sement adı verilen bir tabaka diş kökünü korur. Hem diş minesinin hem de sementin altında dentin yer alır. 

    Dentin diş minesine göre daha az yoğundur ve mikroskobik tübüller (içi boş küçük borular veya kanallar) içerir. Dentin, üzerini kaplayan koruyucu diş minesi veya sementten yoksun kaldığında bu tübüller sıcak ve soğuk veya asitli ya da yapışkan besinlerin dişin içerisindeki sinirlere ve hücrelere ulaşmasına yol açar. Dişetleri çekildiğinde dentin de açığa çıkabilir. Sonuçta aşırı hassasiyet meydana gelebilir.

    Diş hassasiyeti tedavi edilebilir. Tedavinin tipi hassasiyete yol açan nedene bağlı olarak değişir. Dişhekiminiz aşağıdaki tedavilerden birini önerebilir:

    • Hassasiyeti gideren diş macunu: Bu tip diş macunu diş yüzeyinden gelen hassasiyet hissinin sinire iletilmesini bloke etmeye yardımcı olan bileşikler içerir ve hassasiyetin azalması için genellikle birçok kez kullanılması gerekir.
    • Florür jel: Dişhekiminin muayenehanesinde uygulanan ve diş minesini güçlendirip hassasiyet hissinin iletilmesini azaltan bir tekniktir.
    • Kuron, kaplama veya dolgu: Bu işlemler hassasiyete yol açan bir hatayı veya çürüğü düzeltmek için kullanılabilir.
    • Cerrahi dişeti graftı: Eğer diş kökünden diş eti dokusu kaybolmuşsa, bu işlem diş kökünü koruyacak ve hassasiyeti azaltacaktır.
    • Kök kanal tedavisi: Eğer hassasiyet şiddetliyse, devamlıysa ve başka yöntemlerle tedavi edilemezse dişhekiminiz sorunu ortadan kaldırmak için bu tedaviyi önerebilir.

    Doğru ağız hijyeni diş hassasiyetine bağlı ağrıyı önlemede anahtar rol oynar. Günlük ağız hijyeni rutininizle ilgili sorularınız veya diş hassasiyeti konusunda endişeleriniz varsa dişhekiminize danışın.

    Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/az-topics/s/sensitive-teeth

    Ağız ve diş sağlığının bozulması yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir. Bu durum sistemik hastalıklara, ilaç kullanımına, yanlış ve yetersiz beslenmeye ve uygun yapılmayan ağız bakımına bağlı olarak gelişir. Bu faktörlerin ağız ve diş sağlığımızın bozulmasına neden olmaması için kişisel bakımın ve düzenli dişhekimi kontrollerinin çok önemli olduğunu unutmayın.

    • Yaşlı bireyler ağız bakımı açısından altı ayda bir kontrol edilmelidir. Ancak, ağız bakımı iyi olmayan ve ağız dokularını etkileyen başka hastalığı olanlar daha kısa; 1-3 ay gibi aralıklarla görülmelidir.
    • Yaşlılarda diş eti mekanik kuvvetlere karşı dirençli olmadığı için bu hastalara yumuşak kıllardan oluşan diş fırçaları tavsiye edilir.
    • Florürlü diş macunları ve ağız gargaraları önerilir.
    • Dişlere yapılan flor uygulamaları ile kök çürüklerinin oluşumu veya başlangıç halindeki çürüklerin ilerlemesi önlenebilmektedir.
    • Diş eti dokusunun kaybı sonucu oluşan dişler arası boşluklar, besin birikimine neden olacağı için bu alanların temizliği ara yüz fırçası ve diş ipliği ile yapılmalıdır.
    • Ağız bakımını gerçekleştiremeyen yatağa bağımlı hastalarda bu işlem, hasta yakınları ve yardımcı sağlık personeli tarafından yapılmalıdır.
    • Yaşlılarda diş kaybı fazla olduğu için, kalan dişler sabit veya hareketli protezlerin tutuculuğunda önemli rol oynarlar. Bu yüzden, çürük dişlerin tedavisi gereklidir.
    • Sürekli alınan bazı ilaçlar ağız kuruluğuna neden olabilirler. Tükürük, dişleri çürüğe karşı koruyan doğal bir salgıdır, bu nedenle tükürük salgısında azalma varsa dişhekiminize danışın.
    • Protezler yemeklerden sonra protez fırçası ile temizlenmelidir.
    • Protezler gece mutlaka çıkarılmalıdır. Diş etlerinizin de dinlenmeye ve havalanmaya ihtiyacı vardır. Çıkarılan protezler temizlenmeli ve soğuk su içinde tutulmalıdır. Ayrıca, protez temizleme tabletleri de protezlerin mikroplardan arınmasına yardımcı olur.

    Referans: https://www.ido.org.tr/userfiles/files/ileri_yaslarda_agiz_ve_dis_sagligi.pdf

    Son yıllarda yapılan çalışmalar, kalp hastalıklarında ağız sağlığının önemli belirleyicilerden birisi olduğunu göstermektedir. Kötü ağız hijyenine sahip olmak kardiyovasküler hastalık riskini artırmaktadır. Ağız/diş temizliğine özen gösterilmesi ve diş eti hastalıklarının zamanında tedavi edilmesi, kalp krizi ve felce yol açabilen atardamar daralmasının (ateroskleroz) görülme sıklığını, hızını ve şiddetini azaltabilir. Diş eti hastalıklarından kaçınarak kalp sağlığınızı korumak için yapabileceğiniz en önemli şey ağız ve diş temizliğinize özen göstermektir:

    • Florürlü diş macunlarıyla dişlerimizi her gün iki kez fırçalayın
    • Her 3-4 ayda bir diş fırçanızı yenileyin
    • Diş aralarını her gün 1 kez diş ipi ile temizleyin
    • Dişhekiminizi düzenli ziyaret edin

    Detaylı bilgiyi dişhekiminizden alabilirsiniz.

    Referanslar:
    1. https://www.mouthhealthy.org/en/az-topics/h/heart-disease-and-oral-health
    2. Beyece İncazlı, S., & Özer, S. (2016). Kardiyovasküler Hastalıklarda Önemli Bir Belirleyici: Ağız Sağlığı. Kardiyovasküler Hemşirelik Dergisi, 7(12), 55-65.

    Kalp pilleri ve takılabilir kardiyoverter/defibrilatörler (TKD), kalbin uygun ritmi sürdürmesine yardımcı olmak için elektriksel impulsları kullanırlar. Bu nedenle elektrik sinyalleri dağıtan ve çevresindeki elektronik sinyallere hassas olan elektronik aletlerdir.

    Ağız/diş tedavisinde kullanılan pek çok cihazın (diş ve kök yüzeyi temizleme aletleri, kemik kesme amaçlı cerrahide kullanılan ultrasonik aletler, kanal boyu tespitinde kullanılan apeks bulucular, vb.) elektromanyetik sinyal yayma potansiyeli mevcuttur. Bu cihazlar, potansiyel olarak kalp pilleri ve TKD’ler ile etkileşime girerek düzensiz kalp atışına sebep olabilirler. Bu nedenle, kalp pili veya TKD kullanıyorsanız dişhekiminizi bilgilendirmeniz çok önemlidir. Dişhekiminiz tedavi konusunda doktorunuzla işbirliği yaparak belirli ultrasonik cihazları kullanmaktan kaçınmak isteyebilir.

    Aldığınız ilaçlar veya tedaviler dahil olmak üzere, genel sağlığınız hakkında dişhekiminizi güncel tutmaya özen gösterin.

    Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/az-topics/p/pacemakers

    Diş eti hastalıklarının temel sebebi, dişlerin çevresinde çok sayıda bulunan mikroorganizma ve bunların üretmiş oldukları zararlı maddelerdir. Bu mikroorganizmalar diş eti dokusu içerisine girebilmekte ve iltihaplı diş eti dokusunda bulunan yoğun kılcal kan damarlarıyoluyla kana karışabilmektedirler.

    Kana karışan mikroorganizmalar birçok organa yayılma yanında kalp damarlarının tıkanmasına, damar duvarlarının kalınlaşmasına ve kalp hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabilirler. Bununla birlikte kalp kapakçıklarına yerleşebilen mikroorganizmaların buralarda ciddi hasara neden olduğu da tespit edilmiştir.

    Bu nedenle günlük ağız bakımının düzenli ve etkili olarak yapılması ve yılda iki defa da kontrol amacıyla dişhekiminize gitmeniz genel sağlığınız için oldukça yararlı olacaktır. Detaylı bilgiyi dişhekiminizden alabilirsiniz.

    Referans: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TADS_Brosur/kronik_diseti_hastaliklari2017.pdf

    Parmak emmek çocuklarda doğal bir reflekstir. Baş parmağın veya diğer parmakların, emziklerin ya da diğer nesnelerin emilmesi bebekleri güvende hissettirebilir ve onların kendi etraflarındaki dünyayı tanımalarına yardımcı olabilir.

    Parmak Emmek Çocuğumun Dişlerini Nasıl Etkileyebilir?

    Kalıcı dişler çıktığında emme ağzın doğru gelişimi ve dişlerin hizalanmasında sorunlar yaratabilir. Ayrıca ağzın damak kısmında da değişikliklere neden olabilir.

    Emzikler dişleri baş parmak ve diğer parmakların emilmesiyle esasen aynı şekilde etkileyebilir ancak bu alışkanlığın önüne geçmek genellikle daha kolaydır.

    Emmenin şiddeti diş sorunlarının ortaya çıkıp çıkmayacağını belirleyen bir faktördür. Eğer çocuklar baş parmaklarını ağızlarında pasif bir şekilde tutuyorlarsa sorun yaşama olasılıkları baş parmaklarını yoğun biçimde emen çocuklara göre daha azdır. Parmaklarını agresif biçimde emen bazı bebeklerde süt dişleriyle ilgili problemler gelişebilmektedir.

    Çocuklar Ne Zaman Parmak Emmeyi Bırakır?

    Genellikle çocuklar parmak emmeyi 2-4 yaş arasında veya kalıcı ön dişler çıkmaya hazır olduğunda bırakırlar. Eğer çocuğunuzun süt dişlerinde değişiklikler fark ederseniz veya çocuğunuzun parmak emmesiyle ilgili kaygılarınız varsa dişhekiminize danışınız.

    Çocuğumun Parmak Emmeyi Bırakmasına Nasıl Yardımcı Olabilirim?

    • Parmak emmediğinde çocuğunuzu övün
    • Çocuklar genellikle kendilerini güvende hissetmediklerinde veya rahatlama ihtiyacı hissettiklerinde parmak emerler. Kaygının nedenini ortadan kaldırmaya odaklanın ve çocuğunuzu rahatlatın
    • Daha büyük yaştaki çocukları parmak emmeyi bırakma yöntemi seçme sürecine dahil edin
    • Dişhekiminiz çocuğunuzu motive edebilir ve parmak emmekten vazgeçmezlerse dişlerine neler olabileceğini açıklayabilir

    Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/az-topics/t/thumbsucking

    Bardağınızın yarısının dolu veya boş olması önemli değil: Su içmek sağlığınız için her zaman iyidir. Vücudumuzun %60’ını su oluşturmaktadır ve vücudunuzda yeterli miktarda su bulunması sisteminizin sağlıklı besin maddelerini dağıtmasına yardımcı olur. Atıkları uzaklaştırır, cildinize sağlıklı bir ışıltı kazandırır ve kaslarınızın hareketli kalmasını sağlar. Ayrıca suyu yudum yudum içmek dişleriniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biridir. Suyun diş sağlığınız için her zaman en iyi içecek olmasının nedenlerini aşağıda okuyabilirsiniz.

    Su Dişlerinizi Güçlendirir
    Su içmek çürükleri önlemeye yardımcı olmak için yapabileceğiniz en kolay ve en faydalı şeylerden biridir.


    Ağzınızı Temiz Tutar
    Meyve suyu ve gazlı içecekleri içmek yemekte besinleri rahatça yutmanıza ve sindirmenize yardımcı olabilir fakat dişlerinizin üzerinde istenmeyen şeker artıkları bırakabilir. Çürüğe neden olan ağız içi bakterileri şekerle beslenmeye bayılırlar ve dişlerinizin dış kabuğunu oluşturan diş minesini yıpratan asit üretirler. Bu içeceklerin pek çoğunda onları daha az tatlı hale getirmek için eklenmiş asitler de bulunur (fosforik asit, malik asit veya sitrik asit); ancak bu asitler diş minesini aşındırarak soruna yol açabilirler. Su ise onu her yudumladığınızda ağzınızı temizler. Tam da çürüğe neden olan bakterilerin aradığı artık besinleri ve kalıntıları uzakIaştırır. Ayrıca ağzınızdaki bakterilerin ürettiği asitleri seyreltir. Dişlerinizi günde iki kez iki dakika fırçalamanız ve dişlerinizin arasını temizlemeniz yine de gereklidir fakat gün boyunca su içmek çürüksüz gülümsemenizi korumak için büyük fayda sağlayacaktır.


    Ağız Kuruluğuyla Savaşır
    Tükürük ağzınızın diş çürümesine karşı ilk savunmasıdır. Kalıntı besinleri uzaklaştırır, kolayca yutmanızı sağlar ve dişlerinizi kalsiyum, fosfat ve florürle yıkayarak onların güçlü kalmalarını sağlar. Tükürük rezerviniz azaldığında ağız kuruluğu sizi diş çürümesi riskine açık hale getirebilir. Su içmek bu riski azaltmaya yardımcı olabilir ve dişhekiminiz sizin için uzun vadede en iyi çözümü bulmak için çaba gösterir.


    Kalori İçermez
    Şeker ve kaloriden zengin tatlandırılmış içecekler sizi çürükler ve kilo artışı gibi diğer sağlıksız sonuçlar açısından riske sokacak en kötü senaryoya zemin hazırlar. Gerçekte, çalışmalar su içmenin kilo vermenize yardımcı olabildiğini de göstermektedir. Sonuç olarak, bundan sonra bir içeceğe ihtiyaç duyduğunuzda vücudunuzu ve gülümsemenizi riske atmayacak olan suyu seçin.

    Referans: https://www.mouthhealthy.org/en/nutrition/food-tips/water-best-beverage

    Dişlerinizi düzenli olarak fırçalamadığınızda zatürre bile olabileceğinizi biliyor muydunuz? Çalışmalar, ağızdaki bakterilerin zatürre gelişmesinde rol oynadığını gösteriyor.

    Yapılan çalışmalarda kötü ağız/diş hijyeni solunum yolu hastalıkları ile ilişkilendirilmiştir. Ağız boşluğundaki mikroorganizmalar ağızdan akciğerlere taşınarak akciğer enfeksiyonu gelişim riskini artırır. Bu mikroorganizmalar, zatürre gibi enfeksiyonlara neden olabilir veya mevcut durumu kötüleştirebilir. Daha iyi ağız/diş hijyeni için dişlerinizi düzenli olarak fırçalamayı ve diş ipi kullanmayı unutmayın. Diş eti hastalıkları da zatürre oluşumunda yer alan risk faktörlerinden bir tanesidir. Çalışmalar, daha fazla diş eti hastalığı olan kişilerin zatürreden kaynaklı ölüm oranının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

    Dişleriniz fırçalarken kanıyorsa, sık diş eti iltihabı yaşıyorsanız, diş etlerinizde kızarıklık ve şişlik oluyorsa diş eti hastalığınız olabilir. Vakit kaybetmeden dişhekiminize başvurun. Ayrıca her yıl diş eti hastalıklarının teşhisi, tedavisi ve önlenmesi konusunda uzman olan dişhekiminize kapsamlı periodontal muayene yaptırın. Unutmayın, ağız ve diş sağlığınıza gösterdiğiniz özen genel sağlığınızın da belirleyicisidir.

    Referanslar:
    1. Mojon, P. (2002). Oral health and respiratory infection. Journal-Canadian Dental Association, 68(6), 340-345.
    2. https://yaledailynews.com/blog/2012/01/25/link-found-between-pneumonia-and-oral-hygiene/